TMK Madde 7 – Resmi Belgelerle İspat Nedir?

Resmi Belgelerle ispat,  Türk Medeni Kanun’unun 7’nci maddesi resmi sicil ve senetleri belgeledikleri olgunun doğruluğu hakkında bir karine olarak düzenlemiştir. Yine bu maddeye göre resmi sicil ve senetlerin belgeledikleri olguların aksinin ispatı, özel kanunlarda başka hüküm olmadıkça, herhangi bir şekle bağlı değildir, kanun bir delil serbestisi tanımıştır. Yani kural olarak belgenin içeriğinin yanlış olduğunu ispat etmek için mahkeme tüm delilleri dikkate alır.. Resmi sicil ve senetler, genellikle devlet veya resmi kurumlar tarafından düzenlenir ve bu nedenle içerdikleri bilgilerin doğruluğuna dair kuvvetli bir güven sağlarlar. Örneğin, doğum belgeleri, evlilik belgeleri, tapu kayıtları gibi resmi sicil ve senetler, ilgili olguların doğruluğunu kanıtlamak için kullanılırlar.

  • Madde-7: Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir.

TMK Madde 7 Gerekçesi

1984 Tasarısındaki Gerekçe:

Madde, yürürlükteki Kanunun 7. maddesini karşılamaktadır. Hüküm değişikliği yoktur’:

II. Resmi belgelerle ispat

 Resmi kütük ve senetler belgeledikleri olayların doğruluğuna delil teşkil eder.

Bunların içindekilerin doğru olmadığını ispat, usul kanunlarında başka bir hüküm bulunmadıkça, herhangi bir şekle bağlı değildir

1999 Tasarısındaki Gerekçe:

 Yürürlükteki Kanunun 7 nci maddesini karşılamaktadır.

Maddenin düzenlediği konulan daha iyi anlatması bakımından maddenin kenar başlığı “Resmî belgelerle ispat” şeklinde değiştirilmiştir.

Yürürlükteki maddenin birinci fıkrasında “Resmî sicil ve senetlerin doğru olmadığı sabit oluncaya kadar mündericatı ile amel olunur.” şeklindeki anlaşılması güç ifade yerine, kısa ve olumlu bir cümle ile “Resmî sicil ve senetler belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.” ifadesi tercih edilmiştir.

Maddenin ikinci fıkrası da aynı amaçla sadeleştirilmiş ve daha anlaşılır bir ifadeyle kaleme alınmıştır. Maddede “kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça” deyimi, resmi sicil ve senetlerin içeriğinin doğru olmadığının ispatıyla ilgili her türlü kanunu ifade etmektedir. Bu anlamda olmak üzere, bu kanunlar usul kamudan olabileceği gibi, bunun dışındaki diğer kanunlar da olabilir. “Sicil”, kayıt, şerh ve tescil gibi bütün işlemleri kapsayan bir üst kavram olduğundan, maddede “sicil” sözcüğüne yer verilmiştir.

Genel Olarak Belge ve Senet Kavramı

HMK m.199 ispata elverişli bilgi taşıyıcılarını belge olarak tanımlamıştır. Buna göre belge kapsamına senetler, çizimler, planlar, krokiler, fotoğraflar, filmler görüntü ve ses kaydı gibi pek çok kavram girer. Buna göre, belgenin senet kavramını da içeren bir üst kavram olduğu söylenebilir, her senet bir belgedir ancak her belge senet değildir. Bir belgenin senet olabilmesi çin dış dünyada bir varlık kazanması yani cismanileşmiş olması gereklidir. Senedin diğer önemli unsuru ise imzadır. İmza olmadan belgede yer alan irade açıklamasının kime ait olduğu teyit edilemez.

Resmi Sicil ve Resmi Senet Kavramları

Resmi sicil, kanunun alenileşmesini istediği bazı hukuki ilişkileri veya olayları kaydetmek için devlet memurları ve noterlerce tutulan sicillerdir. Mesela, taşınmazlar üzerindeki ayni hakları alenileştiren tapu sicili bu sicillerin en önemlileridir.

İspat açısından senet, bir kimsenin kendi lehine delil teşkil etmesi için düzenlediği belgelerdir. Senet, HMK 199’da tanımlanan belge kavramından farklıdır. Zira belge kavramı senedi de kapsayan daha üst bir kavramdır. Resmi senet ise, resmi bir makamın katılması ile düzenlenen veya onaylanan belgelerdir. Türkiye Cumhuriyetinde resmi senet düzenleme yetkisi kural olarak noterlere tanınmıştır. Aynı zamanda tapu sicili memurlarının da resmi senet düzenleme hakları vardır. Tarafların resmi senet düzenlemesinin iki nedeni vardır. Bunlardan ilki kanunen resmi senet düzenlenmesinin mecburi kılındığı hallerdir. Diğeri ise kanunen herhangi bir mecburiyet olmamasına rağmen ileride ortaya çıkacak bir uyuşmazlık için kullanabilecekleri güvenilir bir delil elde etmek amacı ile insanlar resmi senet düzenlerler. Resmi senetler, kanunlarla görevlendirilmiş memurun re’sen düzenlediği veya yalnızca imzayı tasdik ettikleri senet olarak ortaya çıkabilir. Her iki durumda düzenlenen resmi senet de ispat hukuku bakımından resmi senet kabul edilir.

Resmi Senedin Geçerlilik Şekli Nedir?

Maddi Hukuk Bakımından geçerlilik şekli olarak öngörülen resmi senet , ilişkin olduğu hukuki işlmein geçerlilik kazanabilmesi için varlığı aranan kanuni bir şarttır. Bunlar, resmi memur veya makam tarafından düzenleme biçiminde yapılmış olan yani tamamı resmi memur veya makam tarafından düzenlenen senetlerdir. Resmi senetleri düzenleme yetkisi kural olarak noterlerdedir. (Noterlik Kanunu m.60) Ancak bu yetki kanun gereği başkaca makamlar tarafından da kullanılabilir. Örneğin, taşınmazlara ilişkin resmi senetleri düzenleme  yetkisi Tapu Kanunu Tarafından tapu sicili müdürlerine verilmiştir.

İspat Şekli Olarak Resmi Senet

Medeni Usul anlamındaki resmi senet, prensip olarak bir geçerlilik şartı değildir. Ancak bunlar sahibine ispat hukuku bakımından, adi senetlere nazaran kolaylık sağlarlar. İspat şekli olarak resmi senette, resmi makam veya memurun senedin düzenlenmesine herhangi bir şekilde katılması halinde olur. Dolayısıyla, resmi makam veya memur yalnızca imza, tarih veya kimliği onaylayabilir veya senedi baştan düzenleyebilir.

Resmi Senetlerin Sahteliği

Kanunun yetkili kıldığı memurlar tarafından usulüne uygun olarak düzenleme veya onaylama şeklinde oluşturulan senetler, aksi ispat edilinceye kadar kesin delil olarak kabul edilirler. Resmi senetteki imzanın sahte olduğu idda ediliyorsa, ilgili senede resmiyet kazandıran kişi de taraf olarak gösterilerek bir sahtelik davası açılır. Böyle bir dava açmaksızın asıl davada bu iddia öne sürülürse hakim, resmi senetteki yazıyı veya imzayı inkar eden tarafa, sahtelik davası açması için on beş günlük süre verir. (HMK m.208/4)

Resmi Sicil ve Senetlerle İlgili Karine

TMK m.7 hükmüne göre resmi sicil ve senetlere dayanan kişinin  iddalarını ispatlamış kabul edileceği kabul edilmiştir. Yani burada kanuni bir karine vardır. Ancak HMK 201 ve 204’üncü maddelerinde TMK 7’de düzenlenen karinenin aksinin ispatlanmasında getirdiği delil serbestisini resmi senetler bakımından oldukça daraltmıştır. HMK 201 senede karşı tanıkla ispat yasağını düzenler buna göre resmi senetlerin aksinin ispatı için der türlü delile başvurulacağını düzenleyen TMK 7’deki delil serbestisi HMK’nın bu maddesi ile daraltılmıştır.

TMK Madde 7 Resmi Belgelerle İspat Yargıtay Kararları

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/8-1555 E., 2019/561K., 14.05.2019 T.

   Trafik sicili, TMK’nın 7. maddesinde belirtilen resmî sicillerden sayılırken, bu sicile dayanarak üretilen araç tescil belgeleri de ( ruhsatname ) aynı hükümde belirtilen resmî senetlerden sayılırlar. Dolayısıyla belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluştururlar. Zira bu hükme göre aksi kanıtlanmadıkça, resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur.Yukarıda da ifade edildiği üzere trafik sicil kayıtları resmî sicillerden olup aksi kanıtlanabilir ise de eldeki davada bu sicil kaydının doğru olmadığı davacı tarafından ispatlanamamıştır.

Geçersiz Boşanma Kararı Gereğince Nafaka Talebi Yargıtay Kararı

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/19880 E., 2015/1118 K., 20.01.2015 T.

 Davalı ile davacının evlidir, ancak davalının başka bir kadının resmini kullanarak ve davacı adına sahte nüfus cüzdanı elde ederek, bununla açtığı boşanma davasında dava dışı Ö….uyruklu M…. isimli kadının boşanma davasına gelerek davacı yerine geçmek suretiyle boşanmayı kabul ettiğini, beyan etmek suretiyle davacının gıyabında, haberi olmadan davalının boşanma kararı aldığını, temyizden feragat etmesi nedeniyle boşanma kararının kesinleşerek, nüfusa tescil ettirdiğini, davalının sahtecilik suçundan Tuzla Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanıp, ceza aldığını, tarafların halen ayrı yaşadıklarını belirterek, davacı kadın için 250 TL, müşterek çocukları Melike için 250 TL nafakanın davalıdan tahsilini talep etmiştir.Mahkemece; davacı ile davalının resmi evliliklerinin sona erdiğinden, davacının hukuken nafaka talep edemeyeceğinden bahisle kadın için nafaka talebinin reddine, çocuk için 100 TL nafakanın tahsiline karar verilmiş, hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.
Davada, geçersiz boşanma kararı gereğince nafaka talep edilmektedir. TMK m.7’ye göre; “Resmi sicil ve senetler, belgeledikleriolguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinindoğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hükümbulunmadıkça, herhangi bir şekle bağıdeğildir.” hükmü getirilmiştir. Dava konusu boşanma kararının yargılamanın iadesi yolu ile iptal edilmedikçe geçerliliğini koruyacağı kabul edilmelidir. müşterek çocuk 24.08.2000 doğumlu Melike ile ilgili iştirak nafakasının miktarı yönünden incelendiğinde,  paranın satın alma gücü ve davalı babanın ödeme imkanı dikkate alındığında hükmedilen 100 TL nafakanın miktarı az olduğundan,  hakkaniyete uygun nafakaya karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Velayet Davasında Resmi Sicilin Karineten  Doğruluğu Yargıtay Kararı

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2011/16650 E., 2012/13287 K., 16.05.2012 T.

Taraflara ait aile kaydında 01.01.1996 doğumlu B.isimli müşterek çocukları görünmektedir. Resmi siciller, belgeledikleri olgularındoğruluğuna kanıt oluşturur (TMK.m.7). Bu çocuğun fiilen başkasının çocuğu olduğu taraflarca ileri sürülüp kabul edilse bile, nüfus kaydı iptal edilip düzeltilmedikçe, sicilin gösterdiği olgu doğru kabul edilir ve içeriğine itibar edilir. Yaşı nedeniyle velayete tabi olan çocuğun, boşanma halinde velayetinin eşlerden birine bırakılması yasal olarak zorunludur (TMK.m.336/3). Bu yönde düzenleme yapılmaması yasa hükmüne açık aykırılık oluşturur. O halde, B.’ün velayetinin, toplanan deliller çerçevesinde değerlendirilerek taraflardan birine verilmesi yönünde karar oluşturulması gerekirken, bu hususta düzenleme yapılmaması doğru bulunmamıştır.

Resmi Senet Düzenlenirken Hile Yargıtay Kararı

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu. 2017/1831 E., 2020/549 K., 08.07.2020 T.

Öte yandan, aldatmayı (hileyi) ispat yükü aldatılan tarafa aittir. Hile bir haksız fiil olduğundan her türlü delille kanıtlanması mümkündür. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Resmî belgelerle ispat” kenar başlıklı 7. maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir.” hükmünü içermekte olduğundan, hile olgusu tanık dâhil olmak üzere her türlü delille ispatlanabilir.”

Ölüme Bağlı Tasarruflarda Resmi Sicil Yargıtay Kararları

  • Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 2015/4587 E., 2015/17616 K., 01.12.2015 T.

Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının Suriye devleti vatandaşı iken . .. ile evlendiğini, tarafların Suriye’de yaşadıklarını ve davacının eşi . .. 16.07.1993 tarihinde Suriye Devleti Kamışlı ilçesinde vefat ettiğini, ancak … kayıtlarına göre 13.02.1997 tarihinde öldüğünün kaydedildiğini, davacının yasal haklarını kullanmak için Türkiye’ye geldiğinde durumu öğrendiğini, .. . nüfusa kaydedilen ölüm tarihinin 16.07.1993 olarak düzeltilmesini istemiştir. Mahkemece davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiştir.
Dava dilekçesinde yapılan açıklamalara göre; dava, davacının eşi . .., nüfusa tescil edilen ölüm tarihinin düzeltilmesine ilişkindir. Davacı, eşi … … Suriye Kamışlı’da 16.07.1993 tarihinde öldüğü halde, … kayıtlarına eşinin ölüm tarihinin 13.02.1997 olarak tescil edildiğini ileri sürmekte ve ölüm tarihindeki yanlışlığın düzeltilmesini istemektedir.
Bir hakkın kullanılması için bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren kimse iddiasını ispat etmek zorundadır. (TMK. m.29) Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa, gerçek durum her türlü kanıtla ispatlanabilir. (TMK. m.30) Ömerli ilçesi nüfus kayıtlarında, … … 13.02.1997 tarihinde öldüğü yazılıdır. Ölümün bu tarihte vukuu bulduğunun dayanağı olarak Ömerli Askerlik Şubesinin 26.03.1997 tarihli tahkikat yazısı gösterilmiş, dayanak belgeye “imha edildiği” bildirildiğinden ulaşılamamıştır. Aile kütüğüne işlenen nüfus olaylarının dayanağı belgeler ve bunların yedekleri, resmi belgelerdendir. Resmi sicil ve belgelerin içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir. (TMK. m.7/2)

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2006/4336 E., 2006/10825 K. 06.07.2006 T.

   Miras bırakan A.’ın eşi olan Z. kayden sağ gözükmektedir. Resmi sicil ve senetler belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. (TMK.md. 7/1) Dava dosyası içerisinde yer alan tanık anlatımları ve ilmühabere göre Ş.’nin ölü olduğu ileri sürülmüştür. Ölüm nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. ( TMK. md. 30 /1 ) Nüfus sicilindeki kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir. ( TMK. md. 30/2)
Açıklanan kurallar çerçevesinde işlem yapılmak üzere taraflara mehil verilip sonucu uyarınca bir hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/6639 E., 2019/283 K., 14.01.2019 T.

    Mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davada ırs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtları ile ispat olunur. Nüfus kayıtları belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabi değildir. (TMK md.7) Hakim çekişmesiz yargıda re’sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir.
Somut olaya gelince; dava konusu 52 ada 9 parsel sayılı taşınmazın 31.01.1969 yılında kesinleşen kadastro tutanağında, 9 nolu parsele ait … oğlu … ile karısı … adına kayıtlı Şubat 1299 tarih ve 644 sıra nolu tapu kayıtlarının bulunduğu, buna göre taşınmazın … oğlu … ile … kızı … adına tescilinin yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece, zabıta araştırması sonucu tapu kayıt maliki olduğu belirlenen muris …’in ise nüfus kaydına göre doğum tarihinin 14.04.1948 olduğu, eşi …’le evlenme tarihlerinin 17.11.1974 olduğu, kadastro sırasında adına tescil yapılan … oğlu …’nın eşinin ise diğer hissedar … olduğu anlaşıldığı gibi, taşınmazın tespit dayanağının Şubat 1299 yılındaki tespit olduğu görülmüştür. Mahkemece, muris olduğu tespit edilen 14.04.1948 doğumlu … oğlu … ile Şubat 1299 tarihinde adına tescil işlemi yapılan tapu kayıt maliki … oğlu …’nın aynı kişiler olmadığı üzerinde durulmadan, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/395 E., 2018/5825 K., 19.09.2018 T

  Davacılar vekili, 26.04.2010’da vefat eden …’in evli ve çocuksuz vefat ettiğini, geriye mirasçı olarak eşi … ve 3. zümre mirasçılarını bırakmasına rağmen, … 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/446-434 E. K. sayılı mirasçılık belgesinde sadece eşin mirasçılığına karar verildiğini belirterek anılan mirasçılık belgesinin iptaliyle yeni mirasçılık belgesinin verilmesini talep etmiştir. Davalı 12.03.2015 tarihli duruşmada açılan davayı kabul etmediğini, murisin tek mirasçısının kendisinin olduğunu beyan etmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne, … 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/446-434 E. K. sayılı mirasçılık belgesinin iptaliyle yeni mirasçılık belgesinin verilmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı vekili temyiz etmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 598. maddesine göre, başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir. Mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davada irs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtları ile ispat olunur. Nüfus kayıtları belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabi değildir. (TMK md.7) Hakim çekişmesiz yargıda re’sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir.

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2006/18021 E., 2007/13364 K. 05.10.2007 T.

Resmi sicil ve senetler belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, herhangi bir şekle bağlı değildir. ( TMK. md. 7 ) Doğum ve ölüm olayı, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa, gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir. ( TMK. md. 30 )
Davacının babası olduğu iddia edilen M S Ö’in nüfusta kaydının bulunmadığı bildirilmiştir. Ancak bu kişi adına 11.10.1966 tarihinde tapulamayla 394 parsele ait tapu kaydı oluşturulmuştur. Bu tapu kaydının müstenidatı olan tüm kayıtların getirilerek incelenmesi , davacının nüfusa tescilinin dayanağı belgenin celbedilmesi, davacının H Ö’in hanesine tescilinin neye istinad ettiğinin belirlenmesi ve tüm delillerle birlikte değerlendirilerek ulaşılacak sonuç uyarınca karar verilmesi gerekirken , eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2015/5646 E., 2017/8436 K., 13.11.2017 T.

Davacı vekili, muris …’nin nüfus kaydında bekar ve çocuksuz olarak ölü görünmesine rağmen gayri resmi evliliğinden çocukları bulunduğunu belirterek …’ye ait mirasçılık belgesinin verilmesini talep etmiştir. 
Mahkemece, …’nin çocukları olduğu iddia edilen … ve ….’nin nüfus kayıtlarında anne isimlerinin … olduğu, mirasçılık belgesi talep edilen ….’nin aynı kişi olup olmadığına ilişkin tespit davası açmak için verilen sürede davacı vekilince dava açılmadığı ve nüfus kaydındaki çelişki giderilmediği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Doğum ve ölüm nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa ve bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir.(TMK m.30)

  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2017/5252 R., 2018/4895 K., 28.06.2018 T.

Mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davada irs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtları ile ispat olunur. Nüfus kayıtları belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabi değildir. (TMK md.7) Hakim çekismesiz yargıda re’sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir. TMK 496. maddesinde; “Altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçıları, ana ve babasıdır. Bunlar eşit olarak mirasçıdırlar. Miras bırakandan önce ölmüş olan ana ve babanın yerlerini, her derecede halefilet yoluyla kendi altsoyları alır. Bir tarafta hiç mirasçı bulunmadığı takdirde, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalır.” hükmü yer almaktadır. Somut olaya gelince; yerel mahkemece … 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2004/2485-2057 E. K. sayılı mirasçılık belgesinin iptalinde ve yeni mirasçıların tespitinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak 10.12.2004’te vefat eden …’ın anne baba bir kardeşlerinin …, …, …, 07.10.2009’da vefat eden …, 13.12.2005’te vefat eden …, baba bir anne ayrı kardeşlerinin … ve … olduğu, TMK 496. maddesi gereğince, muristen önce ölmüş ana ve babanın yerlerini, her derecede halefilet yoluyla kendi altsoyları alacağından, muris…’in anne tarafından mirasçılarının …, …, …, 07.10.2009’da vefat eden …, 13.12.2005’te vefat eden …, baba tarafından mirasçılarının ise …, …, …, 07.10.2009’da vefat eden …, 13.12.2005’te vefat eden …, …ve … olduğu gözetilerek miras paylarının dağıtılması gerekmekte iken, bu duruma dikkat edilmeden bütün kardeşlere eşit miras payı verilmesi ve bölge adliye mahkemesince istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeplerle hükmün bozulması gerekmiştir.

  • Yargıtay  2. Hukuk Dairesi 2011/8920 E., 2012/21149 K., 13.09.2012 T.

Dava, davacı Y..’in Mardin ili, .. ilçesi, …Mahallesi, cilt no:13, hane no:88, birey sıra no: 10′ da kayıtlı kök murisi E..’nin, baba hanesinde yazan H.. Y..ile Mardin ili .. ilçesi … mahallesi cilt: 12 hane:79 birey sıra no:l’ de kayıtlı H.. Y….nın aynı kişiler olduğunun dolayısıyla E..’nin babasının H..Y…olduğunun tespitine ilişkin olup, bu tür davalarda tescil halinde hakları etkilenecek kişilerin davaya dahil edilip, gösterdikleri takdirde delillerinin toplanması ve sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik hasımla işin esasının incelenmesi doğru görülmemiştir.Kabule göre de; Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir (TMK md.7). Bu yön gözetilmeden davanın resmi belge dışındaki delillerle ispat edilemeyeceğinden bahisle davanın reddi de doğru görülmemiştir.

  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/8365 E., 2019/2619 K., 25.03.2019 T.

TMK’nin 594. maddesi ile “Mirasbırakanın mirasçısı bulunup bulunmadığı veya mirasçıların tamamı bilinmiyorsa, sulh hakimi uygun araçlarla ve bir ay ara ile iki defa ilan yapıp hak sahiplerini son ilandan başlayarak en geç bir yıl içinde mirasçılık sıfatlarını bildirmeye çağırır. İlan süresinde kimse başvurmazsa ve sulh hakimi de hiçbir mirasçı tespit edememişse, miras sebebiyle istihkak davası açma hakkı saklı kalmak üzere miras Devlete geçer.” düzenlemesi getirilmiştir.
Mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davada irs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtları ile ispat olunur. Nüfus kayıtları belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabi değildir. (TMK md.7) Hakim çekişmesiz yargıda re’sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 29. maddesinde bir kimsenin sağ veya ölü olduğunu veya belirli bir zamanda ya da başka bir kimsenin ölümünde sağ bulunduğunu ileri süren tarafın iddiasını ispat etmek zorunda olduğu, 30. maddesinde ise doğum ve ölümün öncelikle nüfus sicilindeki kayıtlarla, nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa her türlü delille kanıtlanabileceği belirtilmiştir.

  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/16301 E., 2020/6287 K., 15.10.2020 T.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 598. maddesine göre, başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, sulh mahkemesince veya noterlikçe mirasçılık sıfatlarını gösteren bir belge verilir. 
Mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davada irs ilişkisi kural olarak nüfus kayıtları ile ispat olunur. Nüfus kayıtları belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabi değildir. (TMK md.7) Hakim çekişmesiz yargıda re’sen araştırma ilkesi uyarınca, davanın ispatı için gerekli bütün delillere başvurabilir.
Somut olaya gelince; dosya içerisinde yer alan nüfus kayıtları ve tanık beyanlarına göre muris …’in resmi nikahlı eşi …’un 11.03.1986 tarihinde vefat ettiği, bu evlikten altı müşterek çocuğunun olduğu, muris ile … arasında resmi nikahın bulunmadığı ve 11.02.1988 tarihinde çocuksuz olarak vefat ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece murisin mirasçılarının ve miras paylarının belirlenmesi gerekirken, ne şekilde mirasçı olduğu belli olmayan ve muris ile aralarında resmi nikahı bulunmayan … yönünden, muristen intikal eden miras payının anne ve babasına, eğer ölü iseler kardeşlerine ve kardeşlerinin çocuklarına geçeceği gerekçesiyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.

Nüfus Kaydının İptaline Yargıtay Kararları

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/393 E., 2010/414 K., 22.09.2010 T.

Taraflar arasındaki “Nüfus kaydının iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Aydın 2.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 06.05.2009 gün ve 2008/471 E., 2009/302 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay  18.Hukuk Dairesinin 07.12.2009 gün ve 7899-11395 sayılı ilamı ile; 
(…Davacı dava dilekçesinde Zülfikar adında bir çocuğu dünyaya gelmediği halde muhtarın beyanname vermesi sonucu kendi nüfusuna kayıt edildiğini bu yanlışlığın düzeltilmesini istemiş, mahkemece resmi sicil niteliğindeki nüfus kaydının iptalini gerektirir şekilde resmi ve yazılı delille dava kanıtlanamadığı, tanık anlatımları yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 7. maddesine göre resmi siciller ve senetlerle ilgili kayıtların doğru olmadığının ispatı, yasalarda başka türlü hüküm bulunmadıkça herhangi bir şekle tabii değildir. Somut olayda davacının iddiası tanıklar tarafından da teyit edilmiştir.Mahkemece bu tanıkların beyanları yeterli görülmediği takdirde davacıdan başka tanıkları ve delilleri bulunup bulunmadığı sorulup delil ve tanık bildirilmesi halinde bunların da dinlenerek oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Nüfus Sicilinin Düzeltilmesi Davalarında TMK 7, Yargıtay Kararları

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2009/7271 E., 2010/10036 K., 24.05.2010 T.

   Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olgularındoğruluğuna kanıt oluşturur.
Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlardabaşka bir hüküm bulunmadıkça, herhangi bir şeklebağlı değildir (TMK.md.7).Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur.Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğru olmadığı anlaşılırsa gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir (TMK.md.30).Olayda davacılar, miras bırakan teyzeleri A.. ile kendi anneleri M..’in ana-baba bir kardeş olduğunu, M..’in nüfus kayıtları ile babası Şahabent Ömer ve annesi Hatice’nin nüfus kayıtları arasında bağlantı kurulmadığından kütükler arasında irtibatın sağlanmasını talep etmiştir. Kütükler arasında irtibat kurulması halinde davacılar mirasbırakan A..’e mirasçı olacağından dava açmakta hukuki yararları vardır. Açıklanan nedenlerle davacıların gösterdiği delilleri toplanarak sonucu gereğince bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde ret hükmü kurulması doğru görülmemiştir.

  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2006/19407 E., 2007/14355 K., 25.10.2007 T.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükümtemyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Resmi sicil ve senetler, belgeledikleri olgularındoğruluğuna kanıt oluşturur.
Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlardabaşka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şeklebağlı değildir. (TMK.m.7) Doğum ve ölüm, nüfus sicilindeki kayıtlarla ispat olunur. Nüfus sicilinde bir kayıt yoksa veya bulunan kaydın doğruolmadığı anlaşılırsa gerçek durum her türlü kanıtla ispat edilebilir.(TMK m. 30.) Olayda davacılar, miras bırakan kardeşleri F’nin ölümünden önce kendi çocuğu olmadığı halde 18.3.2000 doğumlu küçük G’ı kendi çocuğuymuş ve evlilik birliği içinde doğmuş gibi nüfusuna tescil ettirdiğini, bu kaydın doğru olmadığını yasal yollarla evlat da edinmediğinden küçük G’a ait kaydın iptalini istemişlerdir. Nüfus kaydının iptali halinde davacılar, miras bırakan F’ye mirasçı olacaklarından dava açmakta hukuki yararları vardır. Toplanan delillerden ve F’nin eşi M hakkındaki “başkasının çocuğunu kendi nüfusuna kaydettirmekten” verilen mahkumiyet kararından, 18.3.2000 doğumlu küçük G’ın F ve M çocuğu olmadığı buna ilişkin nüfus kaydının gerçek durumu göstermediği anlaşılmıştır. Dava ispatlanmıştır. O halde isteğin kabulü gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.

  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2012/18-548 E., 2012/763 K., 07.11.2012 T.

Buna göre, resmi sicil ve senet içeriklerinin aksinin ispatı, kanunda başkaca bir hüküm bulunmadıkça herhangi birşekle bağlı olmaksızın her türlü delille kanıtlanabilir (HGK’nun 22.09.2010 gün ve 2010/18-393 E. ve 2010/414 K. sayılı ilamı da aynı yöndedir). Somut olaya gelince; eldeki dava nüfus kaydında doğum yerinin düzeltilmesi istemli olup, bu tür bir davada resmi sicil veya senedin aksinin nasıl ispatlanacağına dair özel yasalarda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Buna göre, somut olaydaki mevcut iddia her türlü delil ile kanıtlanabilir. Bu durumda, yerel mahkemenin “davacının, nüfusa kaydı için düzenlenen doğum tutanağının aksinin tanık beyanı ile kanıtlanmasının mümkün olmadığı” yönündeki gerekçesi az yukarıda yapılan açıklamalar karşısında usul ve yasaya aykırıdır. Hal böyle olunca; yerel mahkemece, aynı hususa işaret eden veHukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.

  • Yargıtay 18. Hukuk Dairesi (Kapatılan) 2012/2242 E., 2012/5123 K., 07.05.2012 T

Doğum tarihinin düzeltilmesine ilişkin davalar diğer kayıt düzeltme davaları gibi kamu düzeni ile yakından ilgili bulunduğundan, hakim istemle bağlı kalmayarak kendiliğinden de yapacağı araştırma ile elde edeceği bulgulara göre ve diğer kayıtlarla çelişki meydana getirmeyecek şekilde karar vermek durumundadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 7. maddesine göre resmi sicilve senetler belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıtoluşturur, bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatıkanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangibir şekle bağlı değildir. Davacılar dava dilekçesinde ve yargılama sürecinde velayetleri altındaki çocukları …’ün doğum tarihinin nüfus kütüğüne yanlış yazıldığını ileri sürerek bu yanlışlığın düzeltilmesini istemiştir. Bu tür davalarda dava konusu iddianın ispatı yukarıda da belirtildiği gibi herhangi bir şekle bağlı olmayıp her türlü delille mümkündür. Dosya içinde bulunan Darıca Farabi Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen doğum raporuna göre …’ün 16.12.1992 tarihinde hastanede doğduğu anlaşılmaktadır. Saptanan bu durum karşısında mahkemece adı geçenin doğum tarihinin 16.12.1992 olacak şekilde düzeltilmesine karar verilmesi gerekirken, doğum raporu  ve şahit beyanları gözardı edilip davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi

  • Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2017/16890 E., 2019/5725 K., 11.06.2019 T.

4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 7. maddesine göre, resmi sicilve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıtoluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, herhangibir şekle bağlı değildir. Bu duruma göre bir kimsenin nüfus kütüğüne birden fazla kaydedilmesi mümkün bulunmadığından, mükerrer olan kaydın iptaline karar verilmelidir. Kamu düzenini ilgilendiren böyle bir davada kayıtlardan hangisinin iptal edileceğine davacının tercih ve istemine bakılmaksızın mahkemece karar verilmelidir.
Nüfus kaydındaki düzeltme davaları kamu düzeni ile yakından ilgili olup, mahkemeler kuşku ve duraksamaya neden olmaksızın doğru sicil oluşturmak zorundadır. Davanın bu niteliği gözönüne alınarak, mahkemelerce kuşku ve duraksamaya neden olmaksızın kaydın doğru olarak tespiti zorunludur. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, davacı …’in … ve …’den olma 15.10.1960 doğumlu olarak beyan üzerine 14.03.1964 tarihinde nüfusa tescil edildiği, mükerrer olduğu ileri sürülen kayıt sahibi … ise davacı …’in kardeşi olarak 16.12.1963 doğumlu olarak davacı ile aynı tarihte beyan üzerine 1900 doğumlu Süleyman Parmak ve 1894 doğumlu …’in tanıklıklarında nüfusa tescil edildikleri, davacı …’in nüfus kaydı açık ve nüfus olayları mevcut iken, …’ın nüfus kaydına göre bekar olduğu, nüfus olayı olmadığı, yükümlü olduğu askerlik görevini yapmak üzere yurda dönmedi gerekçesi ile Bakanlar Kurulunun 10.09.2003 ve 2003/6174 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığı kaybettirilerek nüfus kütüklerindeki kaydının kapatıldığı anlaşılmıştır.
Buna göre mahkemece,  her iki kişinin kimlik bilgileri ayrı ayrı yazılarak; yurda giriş çıkışlarının tespiti için ilgili emniyet müdürlüklerine, okul kayıtları için milli eğitim müdürlüklerine, bunlar dışında sosyal güvenlik kurumu, vergi dairesi, tapu müdürlüğü, seçim kurulu, belediye başkanlığı, GSM operatörlerine müzekkere yazılarak toplanacak diğer delillerle birlikte istemin değerlendirilmesi ve oluşacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

  • Yargıtay18. Hukuk Dairesi 2014/12993 E., 2014/13116 K., 22.09.2014 T.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 7. maddesinde; “Resmi sicilve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıtoluşturur. Bunların içeriği doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça herhangibir şekle bağlı değildir.” hükmü yer almaktadır. Yukarıda açıklanan bu yasal düzenleme karşısında somut olayda Döne B…’ın nüfus kaydının düzeltildiğine iliskin bir hüküm bulunmadığı gibi mevcut resmi kaydın aksinin de ispatlanamadığı göz önünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Stj. Av. Işıl Su Yüzer
Av. Serhan Cantaş

Blog Yazılarımız: TMK Madde 6 – İspat Yükü Nedir?