TCK Madde 23 – Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç Nedir?

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç, kasten işlenen bir suçun sonucunda meydana gelen başka ya da ağır neticeden failin ancak taksir seviyesinde bir kusurunun varlığı halinde sorumlu tutulasıdır. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda faile temel suça göre daha ağır bir ceza verilir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç kavramı, 5237 sayılı TCK ile, 23. maddede düzenlenmiştir.

  • TCK Madde 23(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.

TCK Madde 23 Gerekçesi

Kişi suç teşkil eden bir fiili işlerken, kastettiği neticeden daha ağır veya başka bir netice gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda netice sebebiyle ağırlaşmış suç söz konusudur. Örneğin, basit yaralamada bulunulmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür. Örneğin gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir.

Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice de meydana gelmiş olabilir. Örneğin canının biraz yanması için mağdurun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması hâlinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken, mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda ve Hükûmet Tasarısının bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, bu tür sorumluluk, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re illicita”, yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olup, çağdaş ceza hukuku bu anlayışı çoktan terk etmiştir. Çünkü kusurun aranmadığı objektif sorumluluk hâlleri kusursuz ceza olmaz ilkesiyle açıkça çelişmektedir. Ülkemiz ceza hukuku öğretisinde uzun süredir objektif sorumluluk hâllerinin ceza mevzuatından çıkarılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu talebin yerine getirilmesi, Anayasada öngörülen kusur ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

Madde metnindeki düzenlemeyle, meydana gelen ağır netice açısından kişinin sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu bulunması gerekmektedir. Bu hükümle, meydana gelen kastedilenden başka ve ağır netice açısından sorumluluğun, kusura dayalı bir sorumluluk olması sağlanmak istenmiştir.

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suçların Yapısı

Neticesi nedeniyle ağırlaşmış suçlarda, iki aşamalı bir suç yapısı mevcuttur. İlk aşamada temel suç tipi bulunurken, ikinci aşamada ise en azından taksirle neden olunan ağır veya farklı bir sonucun gerçekleşmesi söz konusudur. Bu suçlar, temel suç tipi ile ağırlaşan suç tipinin birleşiminden oluşur. Burada, temel suç tipinde gerçekleştirilen hareketin bir sonucu olarak ortaya çıkan ağır veya başka bir netice, suçun maddi yönünü oluştururken, bu neticenin en azından taksirle meydana gelmesi zorunluluğu ise suçun manevi yönünü teşkil eder.

Ağırlaştırıcı Hükmün Yapısı

Neticesi nedeniyle ağırlaşmış suçlarda, failin kastettiği sonuçtan daha ağır veya farklı bir neticenin meydana gelmesi gerekmektedir. Ağırlaştırıcı hükmün söz konusu olabilmesi için, temel hükümde öngörülen cezadan daha ağır bir cezanın belirlenmiş olması şarttır. Bu ceza bağımsız bir ceza olabileceği gibi, temel suçun cezasına atıfta bulunularak bu cezayı belirli bir oranda arttırma şeklinde de olabilir. Belirlenecek olan daha ağır ceza, fiilden kaynaklanan ihlalin derecesine göre değişiklik göstermektedir. İhlal edilen hukuki değer veya menfaat ne kadar önemliyse, belirlenen ceza da o kadar artmaktadır. Başka veya daha ağır netice, temel suçta cezalandırılan zararlı durumla bağlantılıdır. Öğretide bazı yazarlar, temel suç tipinin zarar veya tehlike suçu olabileceğini ancak ağırlaşan neticenin mutlaka zarar neticesi olması gerektiğini savunmaktadır. Bu görüşe göre, belirli bir tehlikenin ortaya çıkması durumunda cezanın ağırlaşmasını öngören düzenlemeler, sonucu nedeniyle ağırlaşmış suç niteliğinde sayılmaz.

Neticesi Nedeniyle Ağırlaşmış Suçların Şartları Nelerdir?

  1. Temel Suçun Kasten İşlenmesi

Neticesi nedeniyle ağırlaşmış suçlarda sorumluluğun esasını belirleyen TCK’nın 23. maddesinde yer alan “Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde…” ifadesinden anlaşılacağı üzere, failin temel suç tipine ait hareketinin kasıtlı olması gerekir. Bu anlamda, 23. maddenin sadece temel suçun kasten işlendiği ve ağır neticeye yol açtığı suçlarda uygulanabileceği sonucu çıkarılmalıdır. Buna karşılık, temel suç tipinin taksirle işlendiği hallerde (taksir-taksir kombinasyonu), özel suç tanımlarında yer verilen ağır veya başka neticeler, sonucu nedeniyle ağırlaşmış suç olarak değil, nitelikli taksirli suçlar olarak değerlendirilmelidir. Ancak öğretide, TCK m. 23 hükmünün her ne kadar temel suç tipinin mutlaka kasıtlı olması gerektiği sonucunu çıkarmaya müsait olduğu belirtilse de, bunun kastın aşılmasını ifade etmek üzere kullanıldığı ve hükmün bir fiilin başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi şeklinde anlaşılması gerektiği yönünde görüşler de bulunmaktadır. Bazı görüşlere göre, “kast edilen” ifadesi sadece ağır netice bakımından söz konusu olup, bunun dışında kalan başka neticeler bakımından ise taksir-taksir kombinasyonu da TCK m. 23 anlamında sonucu nedeniyle ağırlaşmış suç olarak değerlendirilebilir. Bu düşünceye göre, mevcut düzenlemenin temel suçun kasıtlı bir suç olmasını zorunlu kıldığı kabul edilse bile, temel suç tipinin taksirli olarak düzenlendiği suçlarda, yine gerçekleşen ağır veya başka netice bakımından en azından taksirle hareket edilmiş olma koşulu aranacaktır.

  1. Ağır Netice Bakımından En Azından Taksirle Hareket Etmiş Olma

    Gerçekleştirilen temel suçun sonucunda meydana gelen ağır veya başka neticeler bakımından failin objektif özen yükümlülüğünü ihlal edip etmediği, meydana gelen ağır neticelerin öngörülebilip öngörülemeyeceği de araştırılmalıdır.

    Kanunda, neticesi nedeniyle ağırlaşmış hallerde sorumluluk için en azından taksirle hareket etme koşulu, bazı ağır veya başka neticelerin bağımsız bir suç tipi olarak düzenlenmiş olmasıdır. Örneğin, kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelirse, bu durum aynı zamanda kasten öldürme suçunun (m.81) netice unsurunu oluşturur. Bu gibi durumlarda fail, ölüm neticesi bakımından olası kastla veya doğrudan kastla hareket ediyorsa, sonucu nedeniyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan değil, doğrudan kasten öldürme suçundan sorumlu tutulur. Bazı neticeler ise kanunda ayrıca bağımsız bir suç olarak düzenlenmemiştir. Örneğin, kasten yaralama suçunun sonucu nedeniyle ağırlaşmış halleri (TCK m.87/1-2-3) gibi. Bu ağır neticeler bakımından fail taksirle hareket edebileceği gibi kasten de hareket edebilir. Kanunda manevi unsurun türü veya yoğunluğuna göre özel bir düzenleme yer almadığından, failin manevi durumu, yani taksirle ya da kasten hareket etmesi, temel cezanın TCK m.61’e göre belirlenmesinde dikkate alınacaktır.

    Bunun yanında, kanun koyucu bazı suç tiplerinde, ağır neticenin bağımsız bir suç tipi olarak düzenlendiği durumlarda, suçun sonucunda, sonucu nedeniyle ağırlaşmış halin meydana gelmesi durumunda failin ağır neticeye yönelik en azından olası kastının bulunması gerektiğini kabul etmektedir. Örneğin, insan üzerinde deney suçunun sonucunda mağdurun yaralanması veya ölmesi halinde, kasten yaralama veya kasten öldürme suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir (m.90/5). Organ ve doku nakli suçunun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi halinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı ifade edilmiştir (m.91/8).

    1. Nedensellik Bağı

    Neticesi nedeniyle ağırlaşmış suçlarda, failin ağır veya başka bir neticeden sorumlu tutulabilmesi için, bu netice ile temel suç tipine ilişkin hareket arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Ağır netice, temel suç tipinin içerdiği özel tehlikeden kaynaklanmalıdır ve her bir temel suç tipi göz önünde bulundurularak bu tehlikenin ne zaman mevcut olduğu belirlenmelidir. Ayrıca, temel suç ile ağır netice arasında objektif isnadiyet de mevcut olmalıdır. Eğer ağır netice mağdurun veya üçüncü bir kişinin kendi davranışından kaynaklanıyorsa, isnadiyet bağlantısı ortadan kalkar. Failin davranışı ile ağır netice arasında nedensellik ve objektif isnat edilebilirlik bulunamazsa, sorumluluk sadece temel suçtan dolayı olur.

    Neticesi nedeniyle ağırlaşmış suçların iki aşamalı yapısı gereği, ilk olarak failin fiili ile temel netice arasında, ardından da fiili ile ağır veya başka netice arasında nedensellik bağı araştırılmalıdır. Ancak yargılama sırasında bu durum genellikle ayrıca incelenmez. TCK m.23’te belirtilen nedensellik bağı, temel suç tipine bağlı hareket ile özel netice arasında araştırılmalıdır. Nedensellik bağı tek başına sorumluluk için yeterli olmayıp, isnat edilebilirlik de normatif bir karara dayalı olarak değerlendirilmelidir. Faili neticeden sorumlu tutabilmek için iki aşamalı bir inceleme yapılmalı: nedensellik bağı belirlenmeli ve ardından neticenin faile objektif olarak yüklenebilirliği araştırılmalıdır.

    Objektif isnat edilebilirlik ve nedensellik kavramları farklı olup, nedensellik sadece yüklenebilirliğin bir koşuludur. Failin davranışı ile netice arasında nedensellik bağı kurulmuş olsa bile, bu neticenin hukuki anlamda faile yüklenip yüklenemeyeceği normatif kriterlere göre belirlenmelidir. İsnat edilebilirlik objektif ve sübjektif nitelikte olabilir. Objektif isnat edilebilirlikte, davranışın bir kişiye yüklenebilir olması, sübjektif isnat edilebilirlikte ise davranışın kusurlu kabul edilmesi gereklidir. Failin hareketi ile netice arasındaki ilişki, kast veya taksirle işleyip işlemediğine göre değerlendirilmelidir.

    Objektif isnadiyet teorisi, nedensellik bağı ile yetinmeyip, failin hukuki yararı ihlal edip etmediğini de değerlendirir. Bu teori, failin hareketi ile netice arasında nedensellik bağı bulunmalı, neticenin tipikliğe uygun bir nedensellik bağı içinde gerçekleşmiş olması ve failin neticeye engel olma olanağına sahip olup olmadığına göre değerlendirme yapar. Failin hareketi, hukuken önemli bir tehlike veya risk yaratmışsa, netice objektif olarak faile isnat edilebilir.

    Özetle, sonucun faile objektif olarak yüklenebilmesi için hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunmalı, olayın gelişimine failin egemen olabilmesi, yaratılan tehlikenin tipte öngörülen neticede gerçekleşmiş olması ve neticenin normun koruma alanının dışında olmaması gereklidir.

    1. Temel Suç ve Ağır veya Başka Neticenin Aynı Mağdur Üzerinde Gerçekleşmesi

    Neticesi nedeniyle ağırlaşmış suçlarda, istenmeyen neticenin failin kastettiği neticeden daha ağır veya farklı bir netice olması gerekir. Bu durum, temel suç tipinin mağduru ile meydana gelen ağırlaşmış suçun mağdurunun aynı kişi olmasını gerektirir. Yani failin, mağdura karşı işlediği temel suçun sonucunda ortaya çıkan ağır veya farklı netice de aynı mağdur üzerinde gerçekleşmelidir. Ortaya çıkan daha ağır neticede korunan hukuki değer, aynı mağdura ait başka bir hukuki değer olmalıdır. Örneğin, yaralamak istenen kişinin bu eylem sonucunda ölmesi durumunda, korunan hukuki değerler sırasıyla vücut bütünlüğü ve yaşama hakkıdır.

    Eğer ağır netice başka bir kişi üzerinde gerçekleşmişse, sapma kuralları uygulanır. Hedefte sapma sonucunda suç düşünülenden başkasına karşı işlenmişse, bu durumda genel olarak kast ve taksir kuralları ve suçların içtimaı hükümleri değerlendirilir. Ağır ya da başka netice istenilen kişi dışında bir başkası üzerinde meydana gelmişse, bu durumda “hata” söz konusu olur. Örneğin, yaralama sonucunda ölen kişi yaralamaya maruz kalan kişi olmalıdır. Şahısta hata nedeniyle suç düşünülenden başkasına karşı işlenmişse, fail bu hatasından yararlanabilir.

    1. Kanunda Açık Bir Düzenlemenin Varlığı

    TCK m.23 hükmü ancak özel hükümler içinde ayrıca ve açıkça düzenlenmişse uygulanabilir. Bu, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin bir gereğidir. Ceza hukukunda taksirli sorumluluk istisnai bir sorumluluk şeklidir. TCK m.22/1’e göre, “Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.” Taksirli bir fiilden sorumluluk için kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekir. Bu nedenle, ağır veya başka netice bakımından en azından taksiri gerekli gören sonucu nedeniyle ağırlaşmış suçlarda mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunmalıdır.

    Her suç, örneğin hırsızlık, atipik ağır neticelere sebep olabilir; ancak kanun koyucunun ağır neticeye sebep olma eğilimi nedeniyle sadece belirli suçlarda bu öngörülmüştür. Buradaki kriter, ağır neticenin doğrudan temel suça ilişkin tipik tehlikeden kaynaklanıp kaynaklanmadığıdır. Sadece böyle bir netice sonucu nedeniyle ağırlaşmış suçlarla örtüşür.

    Özel hükümlerde yer alan düzenlemeleri incelediğimizde, sonucu nedeniyle ağırlaşmış terk suçu (TCK m.97/2) kanunda şu şekilde yer alır: “Terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur.” Burada cezanın açıkça belirtilmediği görülmektedir. Bu tür bir düzenleme, temel suç tipi ve özel neticenin birleşiminden oluşan haksızlık içeriği nedeniyle, kanun koyucunun bu iki unsura ait suç tiplerinin cezalarını dikkate alarak yeni bir ceza belirlemesi gerektiğini göstermektedir.

    Görünüşte Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suç

    Görünüşte netice sebebiyle ağırlaşmış suç, hukuka aykırı gerçekleştirilen fiilin yani temel suçun neden olduğu, farklı ve ağırlaşmış neticenin ortaya çıkmasıyla oluşmaktadır. Burada temel suçun niteliği aynı kalır, sadece ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda mağdurun uyuyamama, yeme-içme bozukluğu gibi yaşadığı psikolojik problemler nedeniyle görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç oluşur.

    Gerçek Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suç

    Gerçek netice sebebiyle ağırlaşmış suç, temel suça iştirak eden ve niteliği farklı olan bir neticenin ortaya çıkmasıyla oluşur. Burada fail, temel bir suç işlemiştir fakat netice sebebiyle bağımsız ve ağırlaşmış farklı bir suç ortaya çıkmaktadır.

    Örneğin; yaralama kastıyla hareket edildiğinde ölümün gerçekleşmesi, gerçek netice sebebiyle ağırlaşmış suç oluşturur. Burada fail, yaralama amacı gütmektedir ancak TCK m.23’e göre; ölüm neticesinde en az taksirle hareket ettiği için bu suçtan sorumlu tutulacaktır.

    Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suçlarda Teşebbüs Durumu Mümkün Müdür?

    Suçun oluşabilmesi için birçok aşama söz konusudur. Her şeyden önce failde suç işleme düşüncesi oluşur ve buna uygun karar alır. Suç işleme kararına uygun icra hareketlerine başladığı noktada herhangi bir nedenle suçu işlememişse, suç teşebbüs aşamasında kalmıştır. Teşebbüs durumuna göz atacak olursak; teşebbüsün oluşması için suçun meydana gelmemiş olması gerekir ancak neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda tamamlanmış bir temel suç bulunmaktadır. Bu yüzden netice sebebiyle ağırlaşmış suçlarda teşebbüs durumu mümkün değildir.

    TCK’da Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Halleri Düzenlenen Suçlar Nelerdir?

    1. Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama

    TCK 87/1: Kasten yaralama fiili, mağdurun;

    a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

    b) Konuşmasında sürekli zorluğa,

    c) Yüzünde sabit ize,

    d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

    e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

    Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

    (2) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

    a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

    b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

    c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

    d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

    e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,

    Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.

    (3) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/4 md.) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır.

    (4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    1. İnsan Üzerinde Deney Suçu

    TCK 90/5:”Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun yaralanması veya ölmesi halinde, kasten yaralama veya kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

    1. Organ veya Doku Ticareti

    TCK 91/8: “Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi halinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

    1. Cinsel Saldırı

    TCK 102/4: “Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

    1. Çocukların Cinsel İstismarı

    TCK 103/5: “Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

    1. Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma

    TCK 109/6: “Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

    Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç Yargıtay Kararları

    • Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2022/4766 E. Ve 2022/5205 K. Sayılı Kararı

    Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar … ve …’nin, mağdur … ‘ye yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, sanık …’nin, mağdur Rahmettulah Kurtcebe’ye yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin edilmiş, cezayı azaltıcı haksız tahrik ve takdiri indirim sebeplerinin niteliği ve derecesi takdir kılınmış, sanıkların savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre bozma ilamına uyularak verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık … müdafiinin katılan …’ın adli raporuna, gerekçe ile delil değerlendirmesinin çelişkili olduğuna, tarafsız tanık anlatımına üstünlük tanınması gerektiğine, sanık … müdafiinin sanığın suçu işlemediğine, meşru müdafaaya, tahrik indirim oranın az olduğuna, suçailişkin zaman aşımının dolduğuna yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak ONANMASINA…

    Çocukların Cinsel İstismarı Suçunun Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Halleri Yargıtay Kararı

    • Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2018/345 E. Ve 2018/1765 K. Sayılı Kararı

    5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun suç tarihinde yürürlükte bulunan “Çocukların cinsel istismarı” başlığını taşıyan 103. maddesi;

    “(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;

    a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

    b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,

    Anlaşılır.

    (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

    (3) (Değişik:29.6.2005-5377/12 md.) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    (4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

    (5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

    (6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.

    (7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.” hükümlerini taşımaktadır.

    Görüldüğü gibi maddenin ilk fıkrasında suçun temel şekli, iki, üç, dört ve beşinci fıkralarında suçun nitelikli halleri, altıncı ve yedinci fıkralarında ise fiile bağlı netice sebebiyle ağırlaşmış halleri düzenlenmiştir. Maddenin 6. fıkrasının gerekçesinde; “söz konusu suçun işlenmesi suretiyle mağdurun beden ve ruh sağlığının bozulmasına neden olunması, daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektirmektedir” denilmiştir. Somut olayda, sanığın cinsel istismar nedeniyle mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu ve cinsel istismar suçunun hem nitelikli halinin, hem de neticesi sebebiyle ağırlaşmış halinin bir arada gerçekleştiği görülmektedir.

    765 sayılı TCK’nda objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’nda objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngören yeni suç teorisinde buna uygun olarak “kusura dayalı sorumluluk” ilkesi benimsenmiş, bir fiil ile bağlantılı olarak ortaya çıkan ağır sonuçlar bakımından failin en azından taksirinin bulunması aranarak netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2017, s.241-242)

    5237 sayılı TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi halinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

    Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel istismar suçunda mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. (Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınları, İstanbul 2011, 7. Bası, s. 407 vd.; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara 2014, s. 361 vd;)

    Cinsel istismar suçlarında, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halinin söz konusu olduğu ve gerek uygulamada gerekse öğretide kabul edildiği üzere ortada bağımsız bir suç bulunmayıp, meydana gelen ağır neticeden dolayı cezanın ağırlaştırıldığı kabul edilmektedir. Mağdurun ruh sağlığının bozulması halinde, bağımsız ve müstakil ceza belirlenmesini gerektiren bir suç hali bulunmayıp, suçun temel şekline nazaran cezanın daha ağır belirlenmesini gerektiren bir artırım nedeni söz konusudur. Cezanın hesaplanmasında bu hal diğer artırım nedeniyle birlikte gözetilecektir.

    Kanunda beden veya ruh sağlığının bozulması kavramlarının tanımına yer verilmemiş olup, Anayasa Mahkemesinin 26.02.2009 gün ve 96-34 sayılı kararında da belirtildiği üzere; kanunkoyucu burada, mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması halini cinsel istismar suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali olarak öngörmüş ve bu kavramın her somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesini ise uygulamaya bırakmıştır. Beden veya ruh sağlığının bozulup bozulmadığı konusu, mağdurların yaşı, bedensel gelişim derecesi, ruhsal, sosyal ve kültürel yapılarına göre göreceli bir nitelik taşıdığından, söz konusu durumun her somut olayda ilgili uzmanların raporlarıyla ortaya konulması gerekmektedir. Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için bu noktada neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçta taksir kavramı üzerinde de durulmalıdır.

    TCK’nın 22/2. maddesinde taksir; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirden söz edilebilmesi için hareketin iradi olması, sonucun istenmemesi, hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması ve sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla iradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirinden söz edilemeyecektir. Neticenin öngörülebilir olup olmadığı ise failin yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak belirlenmelidir.

    Diğer taraftan 5237 sayılı TCK’nın “cezanın belirlenmesini” düzenleyen 61. maddesinin 1. fıkrası; “Hakim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.” şeklinde hüküm altına alınmış ve kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir.

    Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;

    Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırılmasına karar verilen, oluş ve kabul yönünden bir uyuşmazlık bulunmayan olayda; küçük bir yerleşim yerinde yaşayan ve henüz 17 yaşının içinde olup mağdureden sadece 2 yıl 3 ay büyük olan sanığın içinde bulunduğu sosyal ortam, eğitim düzeyi ve kişisel özellikleri gözetildiğinde, mağdure ile cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hal olmaksızın girdiği cinsel ilişki sonucunda mağdurenin ruh sağlığının bozulacağını öngöremeyeceği ve TCK’nın 23. maddesi gereğince ortaya çıkan bu ağır neticede taksir derecesinde dahi kusurunun bulunmaması sebebiyle cezasının TCK’nın 103/6. maddesi kapsamında artırılamayacağı, ancak ruh sağlığının bozulması şeklinde ortaya çıkan zararın TCK’nın 61. maddesi uyarınca sonuç ceza bakımından aleyhe değiştirmeme yasağı gözetilmek suretiyle cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınması gerektiği kabul edilmelidir.

    Bilinçli Taksirle Yaralama ve Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç Yargıtay Kararı

    • Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2015/3550 E. Ve 2016/16244 K. Sayılı Kararı

    01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda sübjektif sorumluluk esası kabul edilmiş olup, “netice sebebiyle ağırlaşmış suç başlıklı” TCK’nın 23. maddesinde bu durum “bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklinde açıklanmıştır.

    Failin, kastedilenden daha ağır ve başka bir neticenin gerçekleşebileceğin öngördüğü, buna rağmen eylemine devam ederek sonlandırdığı durumda, olası kastla hareket ettiğini kabul ederek gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan dolayı doğrudan sorumluluğu cihetine gidilecektir. Ancak böyle bir kastın bulunmadığı, kast-taksir kombinasyonunun bulunduğu, temel suç tipinin kasıtlı, ağır ve başka neticenin ise taksirli olduğu durumda failin sorumluluğunu belirleyebilmek açısından, kasten işlenen temel suç ile ağır netice arasında öncelikle illiyet bağının varlığı aranacaktır. Nedensellik bağı meydana gelen netice açısından varlığı zorunlu ise de tek başına yeterli olmayıp neticenin ayrıca faile yüklenip yüklenmeyeceği değerlendirilmelidir. Bu kapsamda ağır neticenin objektif olarak faile yüklenebilir olması için, bu ağır ve başka neticenin temel suç tipinin işlenmesine bağlı, ona bitişik, ona özgü olan özel tehlikenin gerçekleşmesi ve doğrudan sonucu olması halinde mümkündür. Örneğin göze yapılan darbe sonucu görme kaybına neden olunması halinde failin görme kaybının gerçekleşebileceğini öngördüğü kabul edilerek gerçekleşen ağır sonuçtan sorumlu tutulacaktır. Ancak failin gerçekleşen ağır ve başka netice bakımından olası kastı olmamakla birlikte, bu ağır ve başka neticenin gerçekleşebileceğini öngörebildiği halde, failin bu netice bakımından sorumlu tutulabilmesi için en azından taksiri aranacaktır. Taksirle sorumluluk bakımından neticenin objektif olarak öngörülebilir olması yeterlidir.

    Genel nitelikteki bu açıklamalardan sonra somut olayımızı ele alacak olursak; Müşteki Sebahat ile sanık Erol arasında bakkaldan alınan kolanın iade edilmesi nedeniyle çıkan tartışmada, sanığın müştekinin göğsüne yumruk attığı, müştekinin polis merkezine ifade vermeye gittiğinde fenalaştığı, Yükses İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığı, bu hastane tarafından düzenlenen epikriz belgesinde instemı(akut koroner sendrom) tanısı konulduğu, bypaslı koroner arter hastalığı mevcut olan hastanın bu olaydaki yaralanmasının yumuşak doku zedelenmesinden ibaret olduğunun belirtildiği, sonrasında Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesi tarafından tanzim olunan 24.12.2012 tarihli raporda ise “olay öncesinde kişide kronik kalp damar hastalığının bulunduğu, kişinin olay günü maruz kaldığı olayın efor ve stresiyle kendinde mevcut kronik kalp damar hastalığının akut hale geçerek miyokard infarktüsü geçirmesine neden olduğu, dolayısı ile olayla miyokard infarktüsü arasında illiyet bağı bulunduğu” açıklanmış olup mahkemece Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesinin raporunda belirtilen illiyet bağı sanığın gerçekleşen ağır ve başka sonuçtan sorumlu tutulması için yeterli kabul edilerek TCK’nın 87/1-d maddesinden cezalandırılması yoluna gidilmiştir.

    Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olayı değerlendirecek olursak; Olay günü sanığın müştekiye eliyle kasten vurup harici lezyon bırakmayacak şekilde TCK’nın 86/2. maddesi kapsamında yaralaması sonucunda gerçekleşen ağır ve başka netice (myokard infarktüsü/kalp krizi sonucu yaşamın tehlikeye girmesi) bakımından olası kastla hareket ettiğinden söz etmenin mümkün bulunmadığı, ancak müştekinin yaşı da gözetildiğinde kalp krizi geçirebileceğinin objektif olarak öngörebildiği halde sanığın dikkat ve özen yükümlülüğüne uymayarak eliyle kasten vurması sonucu buna bağlı, buna özgü ve beklenen bir tehlikenin değil çok daha farklı gerçekleşen ağır ve başka sonuç doğuran bu olayla ilgili olarak en azından taksirle hareket ettiği kabul edilerek, müştekideki kalp rahatsızlığının önceden sanık tarafından bilinip bilinmediği araştırılıp bilmediğinin anlaşılması durumunda sanığın basit taksirle yaralama suçundan TCK’nın 89/1-2. maddesiyle, bilmesi halinde bilinçli taksirle yaralamadan TCK’nın 89/1-2,, 22/3. maddeleriyle cezalandırılması cihetine gidilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm tesisi, Bozmayı gerektirmiş…

    Taksirle Yaralama ve Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Yaralama ile Ölüme Neden Olma Yargıtay Kararı

    • Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2015/3164 E. Ve 2016/411 K. Sayılı Kararı

    Olay günü maktül A., oğlu M. ve komşuları H.’ın maktüle ait nalburiye dükkanı önünde boya kutuları üzerinde oturmak suretiyle yemek yedikleri sırada boya kutularından birinin patlaması ve boyanın sanık Ö.’in dükkanının önüne akması sebebiyle taraflar arasında çıkan kavgada, karşılıklı olarak birbirlerine vurmalarından sonra araya girenlerin müdahalesiyle kendi dükkanına giden sanığın bıçak alarak maktulün dükkanının önüne gittiği ancak kapının açılmaması sebebiyle bıçağı cama fırlattığı, bu sırada dükkan içerisinde bulunan ve kendisinde kronik kalp, damar hastalığı bulunan maktulün olayın efor ve stresinin tetiklemesiyle ani kardiak ölüm sonucu öldüğü anlaşılan olayda; maktülü basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralayan sanığın 86/2 ve 23 /1 maddeleri yollamasıyla, gereğince taksirle ölüme neden olma suçundan mahkumiyeti gerektiği gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde Türk Ceza Kanunu’nun md.87/4 gereği ölüme sebebiyet verecek şekilde kasten yaralama suçundan hüküm kurulması hukuka aykırıdır.

    Kasten Yaralama Sonucu Ölüm ve Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Suç Yargıtay Kararı

    • Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2012/4070 E. Ve 2014/13874 K. Sayılı Kararı

    Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi halinde, meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun taksirle öldürme suçunu düzenleyen hükümleri uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçunu düzenleyen kanun hükümleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır. Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması halinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir. Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır.

    Bu açıklamalar ışığında oluşa ve dosya kapsamına göre; 03/10/2008 günü saat 12:30 sıralarında camiye gitmek için evinden ayrılan 1933 doğumlu (75 yaşındaki) ölenin, yolda karşı binada oturan ve aralarında -ölenin 2 yıldır sanığın evine lazer ışığı tutarak ve el kol hareketleriyle rahatsızlık verdiği iddiasından dolayı- önceye dayalı anlaşmazlık olduğu ve 10-15 gün kadar önce de sözlü olarak tartıştıkları anlaşılan komşusu konumundaki sanık ile evlerinin yakınındaki iki sokağın kesişiminde karşılaşmaları ile yine bu meseleden çıktığı anlaşılan tartışmanın kavgaya dönüşmesi sonucu tarafların birbirlerine vurmaları ve birbirlerini kavramış biçimde ölenin sırtı yere gelecek şekilde taş kaldırıma yere düşmeleri sanığın yerde de ölene vurmaya devam etmesi, bu sırada olay yeri yakınında işyeri olan tanık Y. C.’nın olaya müdahale edip tarafları ayırması sonrası evine giden ve eşi tarafından karşılanan ve ona olayı anlatan ölenin olaydan yaklaşık yarım saat kadar sonra mutfakta yere yığılarak ölmesi şeklinde gerçekleşen ve sanığın ve ölenin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralandıkları olayda,

    Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca kesin ölüm sebebine ve sanığın darp eylemiyle ölüm olayı arasındaki illiyet bağına dair düzenlenen 4/2/2009 tarihli rapordan, ölenin üzerindeki travmatik lezyonların ölüme neden olabilecek nitelikte olmayıp basit tıbbi müdahale ile iyileşir nitelikte olduğu, şahısta kronik kalp damar hastalığının bulunduğu, ölümün kendinden mevcut kronik kalp damar hastalığının karıştığı olayın (travma) efor ve stresi ile aktif hale geçmesine bağlı dolaşım ve solunum durmasından ileri geldiği, ölenin olay anında değil, olaydan sonra gittiği evinde olaydan yarım saat sonra öldüğü göz önüne alındığında, sanığın üzerine atılı taksirle öldürme suçunun yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği; Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporunda bahsedilen darp olayıyla ölüm sonucu arasındaki nedenselliğin kanunda öngörülen tipik fiilin gerçekleştiğinin kabulüne yetecek hukuki anlamda bir nedensellik ilişkisini ifade etmediği, gerek sanığın savunması, gerek tanık anlatımlarına göre, dosyada sanığın ölenin kalp rahatsızlığını bildiğine dair bir delil bulunmaması; ayrıca, otopside haricen tarif edilen travmatik bulguların ölüm meydana getirecek nitelikte olmayıp basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olması karşısında, sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86/2. maddesinde tanımlanan kasten yaralama suçunu oluşturacağı gözetilmeden, yasal ve yeterli olmayan gerekçelerle, sanık hakkında taksirle öldürme suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır.

    Tartışmanın Etkisiyle Hipertansiyon Nedeniyle Düşme Neticesinde Ölüm Yargıtay Kararı

    • Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2010/5307 E. Ve 2012/8593 K. Sayılı Kararı

    Olay tarihinde maktule ve sanığın evli olup, müşterek çocuklarının bulunmadığı, hipertansiyon, guatr ve kalp yetmezliği rahatsızlıkları olan maktulenin, takriben 20-25 yıl önce sol akciğerinin alındığı; gerek hastalıkları gerekse ekonomik nedenlerle sanık ile sıklıkla tartıştığı ve agresif tavırlar sergilediği, olaydan iki gün önce aralarında çıkan tartışmadan sonra sanığın, maktulenin kardeşi olan N.’yi arayarak, maktuleden boşanmak istediğini bildirdiği ve olaydan bir gün önce saat 23.30 sıralarında oğlu tanık S. ile evine gelip, salonda uyudukları, sabah saat 07.00 civarında kalkıp, işe gitmek için hazırlık yaptıkları sırada, yatak odasında bulunan maktulenin uyanarak, sanık ile tartışmaya başladığı, sanığa, “14 yıllık emeğimin karşılığını ver!” dediği, sanığın ise “Bana bir hafta süre ver, evimi satayım, karşılığını vereceğim.” şeklinde cevap vererek, ayakkabılarını giymek için dış kapıyı açtığı, tartışma sesinin kesilmesi üzerine maktulenin bulunduğu salona yönelen tanık S.’ın, maktuleyi, kendi çevresinde dönerek, kanepenin demir koluna çarpıp düşerken görmesi ve sanığa, “Baba gel, anneme bir şey oluyor.” diyerek haber vermesi üzerine, sanık ve dışarıdan söylenenleri duyan komşuları tanık Z.’nın, maktulenin bulunduğu odaya gelerek, baygın haldeki maktuleye müdahale edip, taksi ile hastaneye götürdükleri, maktulenin, künt travmaya bağlı kafatası kırığı ve beyin kanaması sonucu hastanede hayatını kaybettiği olayda; Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 1832 karar sayılı, 14.05.2008 tarihli adli raporunda, “hipertansiyon hastası olan maktulenin kafasındaki kırığın, doğrudan künt cisimle vurulması ile oluşabileceği gibi, şiddetle düşme veya düşürülme neticesinde başını sert zemine çarpması ile de oluşabileceği, bu hususlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağı” tespitlerine yer verildiğinin anlaşılması karşısında;

    Sanığın, olay günü maktule ile “arasında geçen sözlü tartışma dışında, maktuleye vurduğuna, onu itip yere düşürdüğüne ilişkin mahkumiyete yeterli, kesin ve inandırıcı herhangi bir delil bulunmadığı halde, sanığın beraati yerine, yazılı şekilde neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç kabul edilerek taksirle öldürme suçu nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 85, 23. maddeleri uyarınca mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

    Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Olası Kastla Yaralama Yargıtay Kararı

    • Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2018/451 E. Ve 2019/456 K. Sayılı Kararı

    Somut olayımızda, karşı grupta bulunanların üzerine hedef gözetmeksizin eline geçirdiği demir çubuğu fırlatan sanığın eylemi sonucunda; karşı grupta yer alan birisinin ölmesi durumunda; somut olayın özelliğine göre neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, olası kastla adam öldürme yada kasten adam öldürmek suçlarından birisinden sorumlu tutulması mümkün olabilirdi. Ancak sanığın karşı tarafa fırlattığı demir çubuğun, kendisi ile birlikte aynı yerde bulunan müteveffaya isabet etmesinin çok daha zayıf bir olasılık olduğu gibi ayrıca karşı grupta yer alan herhangi bir kişinin hedef alınmasının, zarar görmesi asla istenmeyen hatta sanık ile aynı safta yer alan kişileri de kapsaması, çağdaş bütün ceza kanunları gibi objektif sorumluluğu terk ederek kusurlu sorumluluğu benimseyen yeni ceza kanunumuzun ruhuna da aykırı olacağı açıktır. Kaldı ki..! Çok uzak bir mesafeye demir çubuk fırlatan sanığın demir çubuğun aradaki mesafe nedeniyle tesirini kaybedeceği dikkate alındığında; karşı gruptan birisine isabet etmesi halinde şüpheden sanık yararlanır kuralı gereğince yaralama kastıyla hareket ettiği kabul edilerek netice sebebiyle ağırlaşmış yaralamadan sorumlu tutulurken, kendi yanındaki arkadaşına isabet etmesinden dolayı hiç arzu etmemesine rağmen olası kastla adam öldürmekten sorumlu tutulmasının hakkaniyet, adalet ve orantılılık ilkeleri ile bağdaşması mümkün değildir. Ayrıca Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulun sayın çoğunluğu tarafından, bir taraftan karşı grupta yer alan kişilerin hedef alınmasının, aynı grupta yer alan kişiyi kapmadığı ve bu nedenle de TCK’nın 87/4 maddesinin uygulanamayacağı kabul edilirken, diğer taraftan karşı gruba yönelik umursamazlığın, aynı gruptaki kişiyi kapsadığı kabul edilerek kanaatimizce çelişkiye düşüldüğü gibi bizce iştirak edilmemekle birlikte Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2014/92 K sayılı içtihadına da aykırı davranılmıştır.

    Yukarıdaki içtihatta ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere; karşı gruptaki kişilerin üzerine yaralama kastıyla eline geçirdiği demir çubuğu fırlatan sanığın, aynı grup içerisinde yer alan kalabalığın üzerine düşerek herhangi bir kişinin yaralanacağını öngörmesine ve neticenin meydana gelmemesi için azami gayret sarf etmesine rağmen neticenin meydana gelmesini engelleyemeyerek kendi arkadaşının ölümüne neden olmasından ibaret eyleminden dolayı bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğinden bahisle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmesi gerekirken, olası kast hükümlerinin uygulanması gerektiğinden bahisle yerel mahkemece TCK’nın 87/4 maddesi uyarınca verilen mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar veren özel dairenin kararının isabetli olduğundan bahisle itirazın reddine dair Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir.

    Stj. Av. Ezginur Aktaş
    Av. Serhan Cantaş

    Blog Yazılarımız: TCK Madde 22 – Taksir Nedir? Suçun Taksirle İşlenmesi Nedir?