Tutuklama Nedir? Tutuklama Nasıl Yapılır?

Paylaş:

Tutuklama Nedir?

Tutuklama, suçlu olduğu konusunda henüz kesin hüküm bulunmayan, ancak suç işlediği şüphesi kuvvetli olan kişinin özgürlüğünün hakim kararıyla geçici olarak kaldırılmasıdır. Tutuklama, CMK’da düzenlenen koruma tedbirlerinden biridir. Koruma tedbirleriyle ceza muhakemesinde yargılama yapılırken bazı önlemlere başvurulmuş olunur. Bu önlemler sayesinde ileride hükmün yerine getirilmesi de kolaylaşmış olur. Koruma tedbirleri de cezalar gibi temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı niteliktedirler. Bu yüzden koruma tedbirleri geçicidir ve yalnızca yasalarla düzenlenebilirler.

Güvenlik tedbiri olan tutuklulukla infaz kurumu olan tutukluluğun karıştırılmaması gerekmektedir. Güvenlik tedbiri olan tutuklamada hüküm henüz verilmemiştir ancak buna rağmen şüphelinin özgürlüğü kısıtlanır. Bu nedenle uzun süreli ve keyfi tutuklama yapmamaya dikkat etmek gerekir.

Tutuklama, CMK’nın “Koruma Tedbirleri” başlığının altında ikinci bölümde detaylı olarak düzenlenmiştir. Tutuklamanın nedenleri, şartları, nasıl yapıldığı, süreleri hüküm altına alınmıştır. Böylece tutuklamanın keyfiliğinin önüne geçilmiştir.

Tutuklama Nedenleri Nelerdir?

Tutuklama nedenleri CMK m.100’de düzenlenmiştir:

(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma, Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutuklama nedenleri var sayılabilir.

Tutuklamanın Koşulları Nelerdir?

  • Maddi Koşullar

1. Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller: CMK m.100/1’de bu tür somut delillerin varlığı, tutuklama için şart olarak düzenlenmiştir. Böylece soyut suç şüphesi halinde tutuklama kararı alınamayacaktır.

2. Tutuklama nedeninin bulunması: CMK m.100/3’te katalog suçlar sayılmıştır. Maddede sıralanan bu suçların varlığı halinde tutuklama yapmak için yeterli nedenin olduğu kabul edilir. Katalog dışı suçlarda da tutuklama nedeninin olduğunu söyleyebilmek için şüphelinin delilleri karartma tehlikesi (tanıkları tehdit ettiyse, bilirkişiye rüşvet verdiyse..) ve kaçma şüphesi olup olmadığına bakılır. (Kişinin maddi durumu kötüyse ve imkanı yoksa kaçma şüphesi olmadığı için adli kontrol kararı verilebilir.)

  • Şekli Koşullar

Bütün maddi koşullar olsa bile şekli şartlar yoksa tutuklama yapılamaz.

1. Tutuklama Yasağının Bulunmaması: CMK m.100/4’te bahsedilmiştir. Eğer bir suç tipi için para cezası öngörülmüşse tutuklama kararı verilemez. Hapis cezası öngörülmüşse de, cezanın üst sınırı 2 yılı aşmıyorsa yine tutuklama kararı verilemez. Ancak eğer ki olayda kasten vücut bütünlüğüne karşı işlenen bir suç varsa üst sınır aramadan tutuklama kararı verilir. Şüpheli 15 yaşını doldurmamış bir çocuk ise üst sınırı 5 yılı geçemeyen hapis cezası olan durumlarda tutuklama kararı verilemez.

2. Hakim/Mahkeme Kararı: Hakimin kararı olmadan yapılan tutuklama, hukuka aykırı tutuklamadır.

3. Orantılılık: CMK m.101/1’de düzenlenmiştir: Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir. Tutuklamaya karar verebilmek için birtakım incelemeler yapılır. Önce tutuklamanın meşruluğuna, kanunda düzenlenip düzenlemediğine bakılır. Anayasa’ya göre bireyin hak ve özgürlükleri yalnızca yasalarla kısıtlanabilir. Örneğin yönetmelikle belirlenen bir tutuklama kararı meşru olmaz çünkü tutuklama kişinin hak ve özgürlüklerini kısıtlayan bir tedbirdir. Meşru bir şekilde öngörülmüş tutuklama kararı olduğuna karar verilirse, 3 basamak halinde diğer şartlar incelenir;

Elverişlilik: Güvenlik tedbiri uygularken hakimin bir amacı olmalıdır. Bu amacı elde etmesine yarar sağlayacak her tedbir elverişlidir. Bu yüzden bu aşamada somut olaya göre en elverişli olan güvenlik tedbirleri seçilir.

Gereklilik: “Elverişlilik” incelemesinde bazı güvenlik tedbirleri elenmiş olur. Bu aşamada da elverişli olan tedbirler arasından en gerekli, en hafif, kişinin haklarına en az müdahale eden seçilir.

Ölçülülük: Son olarak belirlenen bu güvenlik tedbirinin olayda uygulanmasının ölçülü olup olmadığı, ceza muhakemesi ilkelerine (hukuk devleti vs.) uygun bir şekilde yapılıp yapılmadığı incelenir. Mesela tutuklama esnasında kötü muamele ya da işkence yapıldıysa, adli kontrolün uygulanabileceği yerde tutuklama kararı verildiyse bu orantılılık ölçütüne aykırı olur.

4. Muhakeme Şartlarının Gerçekleşmemiş Olması: Bu şart CMK’da yazmamasına rağmen, tutuklamanın amacı muhakemenin yapılabilmesi olduğu için muhkeme şartları gerçekleşmediyse tutuklama da yapılamaz. Örneğin şikayete bağlı suçlarda şikayet olmadan tutuklama yapılamaz.

Tutuklama Kararı Nasıl Verilir?

Soruşturma evresinde savcının talebi üzerine sulh ceza hakimi şüpheliyi sorguya çeker ve sorgu sonucunda hakim talebi haklı bulursa tutuklama kararı verir. Hakim tutuklama kararı vermezse savcı 7 gün içinde hakim kararına itiraz edebilir. Hakim de   3 gün içerisinde itirazın kabulü kararı verebilir, böylece tutuklama kararı verilir, ve şüpheli tutuklanır. Ya da Asliye Ceza Mahkemesine yollanır dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verilir. Hakim eğer gerek görürse şüpheli ve savcıyı dinleyebilir. (CMK m.105)

Savcının, şüphelinin veya müdafinin istemi üzerine tutuklama kararı geri de alınabilir. CMK m. 103’e göre; (1) Cumhuriyet savcısı, şüphelinin adlî kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hâkiminden isteyebilir. Hakkında tutuklama kararı verilmiş şüpheli ve müdafii de aynı istemde bulunabilirler. (2) Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re’sen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır.

Kovuşturma evresinde savcının istemi üzerine veya resen mahkemece (kişinin yargılamasını yapan mahkeme) tutuklama kararı verir. Hem duruşma içinde hem duruşma dışında karar alınabilir. Eğer duruşma içinde tutuklama kararı verilecekse sanığın savunması dinlenir. Eğer duruşma dışındaysa sanık sorguya alınır.

Tutuklu Nasıl Serbest Kalır?

CMK m.104’e göre, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir. Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Bu kararlara itiraz edilebilir.Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re’sen de verilebilir.

Tutuklama Karar Yazısı Nasıl Olur?

CMK m.101/2’de de belirtildiği üzere hakim tutuklama kararını gerekçeli olarak hazırlamak zorundadır.  tutuklama nedenin varlığı, kararın ölçülü olduğu, adli kontrol kararanın neden yetersiz kalacağı tutuklama kararında belirtilmelidir. Bu üç hal çok önemlidir, gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir.

Şüpheli/sanığın yokluğunda tutuklama kararı verilemez. CMK m. 101/2-5’ten bu sonuç çıkarılmaktadır. Ancak bunun istisnaları vardır: Yabancı ülkedeki kaçaklar ve adli kontrol yükümlülüklerine uymayanlar.  Bu kişilerin gıyabında tutuklama kararı verilebilir.

Tutuklama kararı geçici olduğu için, tutuklu bulunan kişinin şartları 30 günde bir incelenir. Eğer tutuklu kalması için şartlar devam ediyorsa “tutuklamanın devamına” şeklinde karar alınır. Ayrıca şüpheli her zaman tahliyesini talep edebilir.

Tutuklama Kararı İstisnai Bir Karardır.

Tutuklama şartları oluşsa dahi tutuklama kararı verilmeyebilir. Kanunun lafzından tutuklamanın ihtiyari olduğu sonucu ortaya çıkar. Böylece hakim, şartlar oluştuktan sonra tutuklama kararı verip vermemekte serbesttir.

Tutuklananın Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi

CMK Madde 107 – (1) Tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, hâkimin kararıyla gecikmeksizin haber verilir. (2) Ayrıca, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla, tutuklunun tutuklamayı bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bizzat bildirmesine de izin verilir. (3) Şüpheli veya sanık yabancı olduğunda

tutuklanma durumu, yazılı olarak karşı çıkmaması halinde, vatandaşı olduğu devletin konsolosluğuna bildirilir.

İlk fıkrada şüpheli/sanığın soruşturmayı tehlikeye düşürüp düşürmediğine bakılmaz, er halükarda kişinin yaknına haber verilir. Bizzat bildirme halinde de ise soruşturmanın amactehlikeye düşecekse şüpheli/sanıın bildirim yapmasına izin verilmez.

Tutukluluk Süreleri Ne Kadardır?

MADDE 102.- (1) (Değişik: 6/12/2006-5560/18 md.) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez

(Ek:17/10/2019-7188/18 md.) Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak, Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(5) (Ek:17/10/2019-7188/18 md.) Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır

CMK 102/4’e göre, asliye ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda soruşturma evresinde tutukluluk süresi 6 ayı geçemez. Soruşturma evresinde herhangi bir uzatma da söz konusu değildir. 102/1’e göre de asliye ceza mahkemesinin görevine

giren işlerde en çok 1 yıl tutukluluk süresi vardır. Yani tutukluluk süresi soruşturma ve kovuşturma evrelerinde toplam 1 yıl olabilir. Ancak zorunlu hallerde gerekçe ile 6 ay daha uzatabilir. Soruşturma evresinde tutukluluk süresi en fazla 6 ay olduğu ve uzatılmadığı için, 6 aylık uzatma kovuşturma evresinde gündeme gelebilir. Diyelim ki şüpheli/sanık soruşturma evresinin 4 ayını tutuklu geçirmişti. Soruşturma ve kovuşturma evresinde toplam tutuklu geçirebileceği süre 1 yıl olduğu için kovuşturma evresinde tutuklu geçirebileceği 8 ayı kalmış olur. Kovuşturma evresinde 8 ayı da tutuklu geçirirse ve zorunlu haller varsa, gerekçe ile tutukluluğu 6 ay daha uzatılabilir.

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda ise soruşturma evresinde CMK m.102/4’e göre 1 yılı geçemez. Katalog suç(5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar) varsa soruşturma evresinde tutukluluk süresi en fazla 1 yıl 6 ay olup 6 ay daha uzatılabilir. CMK m.102/2’ye göre de tutukluluk süresi kovuşturma ve soruşturmada toplam en fazla 2 yıldır. Tutukluluk süresi zorunlu hallerde gerekçe gösterilerek uzatılabilir.Uzatma süresi de katalog suç yoksa en fazla 3 yıldır. Ancak katalog suç varsa 5 yıl daha uzatılabilir.

Tutuklama Anayasa Mahkemesi Kararları

  • Mehmet Demir Başvurusu – (Başvuru Numarası: 2020/29965)

Somut olayda başvurucuya dair önceki tarihli suçlamaların ve uygulanan tedbirlerin çoğunlukla terör örgütü propagandası yapma suçuna ilişkin olduğu UYAP üzerinden yapılan incelemeyle tespit edilmiştir. Şikâyet konusu tutuklama tedbirinin dayandığı soruşturma ise başvurucunun PKK/KCK’nın DTK yapılanmasında yer alarak silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediği iddiasını esas almaktadır. Soruşturma makamları, DTK’ya ait bir bina ile Batman Belediyesinin kullandığı binada yapılan aramalarda ele geçirilen belgeler ile başvurucunun telefon görüşmelerine dayanarak başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olduğunu ileri sürmektedir.

Buna göre başvurucu hakkındaki şikâyet konusu tutuklama tedbirinin dayandığı soruşturma her ne kadar daha önceki soruşturmalar gibi PKK/KCK kapsamında yapılsa da bu soruşturmanın dayanağının ve şikâyet konusu tutuklama tedbirine esas tutulan olguların başvurucu hakkında yürütülen önceki tarihli suçlamaların ve uygulanan tedbirlerin dayanağından temel olarak farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Başka bir deyişle esasen başvurucunun PKK/KCK’nın DTK yapılanmasında yer alarak silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu işlediği iddiasının odak alındığı işbu soruşturmanın ve bu soruşturmada verilen tutuklama kararının önceki soruşturmalar ile o soruşturmalarda uygulanan muhakeme işlemlerine nazaran -güncel tarihli- yeni nitelikteki olgulara dayandığı değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak başvurucunun terörle bağlantılı bir suç nedeniyle tutuklanması dikkate alındığında Hâkimliğin isnat edilen suç için öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

Yukarıda ulaşılan sonuçlar karşısında başvurucunun tutuklama tedbirinin siyasi saiklerle uygulandığı ve örgütlenme hürriyeti, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, ifade hürriyeti, serbest seçim hakkı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarının incelenmesi gerekli görülmemiştir.

Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Makul Tutuklama Süresi Anayasa Mahkemesi Kararları

Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle ilk derece mahkemelerinin görevidir. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu

olarak bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamiı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasanın 19. maddesinde güvence altına aıinan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcutt olması durumunda haklı bulunabilir. Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yani sıra bu kişilerin kaçmalarının, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hala devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeter” görüldüğüi takdirde; yargilama sürecinin özenli yürüyülüp yürütülmediği de inclenmelidir.

Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutukama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kşinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece makemesince hüküm verildiği tarhtir.

  • Muhammet Enes Sezgin Başvurusu – (Başvuru Numarası: 2020/14339)

Başvurucu, gerekçesiz olarak verilen kararlarla uzunca bir süredir devam eden adli kontrol tedbirinin ölçüsüz olması ve kararın verildiği tarihte çocuk olmasına rağmen uluslararası sözleşmelerde öngörülen çocuğun üstün yararı ilkesinin dikkate alınmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; uzun süre devam eden konutu terk etmeme tedbirinden kaynaklı olarak yaşadığı elem ve sosyal iletişimsizlik nedeniyle kötü muamele ve eziyet yasağının, adli kontrol tedbirinin kaldırılması için yaptığı taleplere cevap verilmemesi, adli kontrolün devamına ilişkin kararların gerekçesiz olması, yargılamanın özensiz yapılması ve uzun sürmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi; tutukluluk tedbirinin niteliği, uygulanış şekli ve özellikleri itibarıyla hareket serbestisi üzerindeki sınırlayıcı etkisinin derece ve yoğunluk olarak seyahat özgürlüğüne göre oldukça ileri bir boyutta olduğu ve dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır.

Tutukluluk Sebebinin Hukuka Aykırı Olması Anayasa Mahkemesi Kararları

  • Rıza Barut Başvurusu – (Başvuru Numarası: 2020/14339)

Başvurucu, terör örgütü ile herhangi bir bağlantısının bulunmadığını ve tutuklamaya konu eylemlerinin suç oluşturmadığını belirterek kuvvetli suç şüphesi olmadığı hâlde gizli tanığın soyut beyanına dayanılarak tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

Anayasa’nın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.”

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA…

Tutuklama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları

  • Mansur/Tükiye Davası

Mansur/Türkiye davasinda, Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi, tutukluluk gerekçesinin “yerinde ve yeterli” olması gerektiğini vurgulamakadır. Mahkemeye göre, olayda tutukluluk halinin devamı sorunu dokuz kez incelenmiştir. Bunlarda genellikle “suçun niteliği ve delillerin durumu” na dayanılmış ve üç kez de hiçbir gerekçe gösterilmemiştir. Ancak, delillerin durumu ifadesi suçluluğa ilişkin ciddi belirtilerin var olduğu ve davam ettiği şeklinde anlaşılabilirse de, bu davada tutukluluğun devamını haklı göstermeye tek başına yeterli olmamıştır. Öte yandan, kaçma tehlikesi de sadece suç için öngörülen cezanin ağırlığı dikkate alınarak değil, başka unsurlara dayanılarak değerlendirilmelidir. Sonuçta makeme AIHS m.5/3’ün ihlal edildiğine karar vermiştir.

Tutuklama Yargıtay Kararları

  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2012/9-1259 E. ve 2013/34 K. Sayılı Kararı

Davacı vekilinin 29.07.2004 tarihli dilekçesiyle, davacının tutuklu kaldığı günleri hatalı olarak 14.05.1998 ila 13.08.1998 tarihleri arası olarak göstererek 3.000 Lira manevi tazminat talebinde bulunduğu, dilekçesine davacının beraatına karar verilen kesinleşmiş mahkeme kararını da eklediği, bu kararın başlık kısmında davacının tutuklu kaldığı günlerin “14.05.1998-04.02.1999” olarak gösterildiği, davacı vekilinin dilekçesinde faiz isteminde bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Manevi tazminat; tutuklanan şahsın sosyal çevresinde itibarının sarsılması, hürriyetinden yoksun kalınması nedeniyle duyulan elem ve ızdırap ve ruhi sıkıntıların bir nebze de olsa giderilmesi amacına yöneliktir. Manevi zararın tümüyle giderilmesi imkansız ise de, belirlenecek manevi tazminat kişinin acı ve ızdıraplarının dindirilmesinde, sıkıntılarının azaltılmasında etken olacaktır. Bu nedenle manevi tazminata hükmedilirken kişinin cezaevinde kaldığı süre, sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, atılı suçun niteliği, tutuklamanın şahıs üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler dikkate alınarak, adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşır bir miktar olmasına özen gösterilmelidir. Bu belirleme yapılırken, haksız olarak tutuklanan kişinin yani davacının, dilekçesinde tazminat istemine esas oluşturan kesinleşmiş beraat kararına dayanması ve talep ettiği tazminat miktarını göstermesi yeterli olup, haksız tutukluluğun tamamı için tazminat talep edilen bir ahvalde ayrıca hangi tarihler arasında tutuklu kaldığını, tutukluluğunun kaç gün sürdüğünü açıkça yazmasına gerek yoktur. Ancak tutuklu kalınan toplam sürenin açıkça bir bölümüne ilişkin olarak dilekçede bir sınırlama yapılmış ve haksız tutukluluğun bu kısmına yönelik tazminat isteminde bulunulmuş ise o takdirde tazminat hesabında sadece bu süre dikkate alınabilecektir.

Bu itibarla, 466 sayılı Kanuna göre talep edilen miktarı aşmayacak şekilde davacı lehine 2.660 Lira manevi tazminata hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

Tutukluluk Süresinin Haksızlığı Yargıtay Kararları

  • Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2016/8489 E. ve 2016/8400 K. Sayılı Kararı

Konut dokunulmazlığının ihlali, hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından…sanıklara yüklenen suçların niteliği dikkate alındığında 5271 sayılı CMK’nın 102. maddesinde öngörülen tutuklama sürelerindeki sınırların aşılmadığı, tutuklama tarihi dikkate alındığında sürdürülen tutuklama tedbirinin orantılı olduğu, tutuklama koşullarında bir değişiklik bulunmadığı ve tutuklulukta geçen süreye göre bu aşamada bir mağduriyet ile hak ihlalinin söz konusu olmadığı anlaşılmakla, sanıklardan … ile …’ın tahliye istemlerinin ayrı ayrı REDDİNE, karardan bir suretin istemde bulunanlara tebliğine, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17/10/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Gıyapta Tutuklama Kararı Verilmesi ve Zamanaşımı Yargıtay Kararları

  • Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2006/2404 E. ve 2006/9624 K. Sayılı Kararı

CMUK.’un 104. maddesi uyarınca 29.02.1996 tarihinde gıyaben tutuklanmasına karar verilerek, düzenlenen iade talepnamesi ile Bulgaristan’dan iadesinin istenilmesi üzerine, Bulgaristan adli makamlarınca 14.03.2003 tarihinde tutuklanıp, 02.04.2003 tarihinde Türkiye’ye iade edilen sanık hakkındaki gıyabi tutuklama kararının 03.04.2003 tarihinde vicahiye çevrildiğinin anlaşılmasına göre, “Hangi amaçla olursa olsun tutuklama müzekkeresi zamanaşımını keser.” görüşünü içeren Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13.03.1989 tarih ve 7/44-100 sayılı kararı ile “hakkında Türk mahkemeleri tarafından verilmiş gıyabi tutuklama kararı bulunan sanığın yurt dışında yakalanarak, Türkiye’ye iade amacıyla Türk adli makamlarına niyabeten tutuklanması işleminin, TCK.nın 104. maddesinin 1. fıkrasında sayılan dava zamanaşımını kesen nedenlerden olan “tevkif niteliğinde bir işlem olduğu”nun kabul edildiği Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.03.2000 tarih ve 4/50-52 sayılı kararı nazara alındığında, sanık hakkındaki dava zamanaşımı süresinin, 29.02.1996 ve 14.03.2003 tarihlerinde olmak üzere iki kez kesildiği ve son kesilme tarihinden hüküm tarihine kadar geçen zaman dilimi içerisinde de dolmadığı gözetilmeksizin, yazılı şekilde kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi, Yasaya aykırı…

Tutuklama Tedbirinin Haksızlığı ve Süresinin Aşılması Yargıtay Kararları

  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2015/2851 E. ve 2016/3143 K. Sayılı Kararı

Davacı vekili 14.02.2014 tarihli dilekçeleri ile müvekkili olan davacı hakkında 2009 yılında başlayan kovuşturmanın devam ettiğini ve davacının (sanığın) 5 yıldır tutuklu olarak yargılandığını uzun süren yargılama ve tutukluluk halinin yasa ve mevzuat ihlali olduğunu, tutuklamanın bir tedbir olması kuralının ihlal edildiğini, başka bir adli kontrol mekanizmasına başvurulmadan tutuklama tedbirinin uzun süre devam ettiğini, maktu ve esasa etkili olmayan gerekçelerle tutukluluk durumunun sürdürüldüğünü ve davacının manevi kayba uğradığı gerekçeleriyle CMK’nın 141/1-a-d maddeleri gereğince 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

 Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re’sen karar verir” şeklinde tutukluluk halinin gözden geçirilmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Anılan normatif düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, genel görevli mahkemeler açısından tutuklulukta geçecek azami süreler ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde bir yıl, ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren işlerde iki yıl, uzatma süresi ise üç yıldır. Tutukluluk süresinden kural olarak iki yıllık temel süre anlaşılmalıdır. Zira uzatma süresine ayrıca “zorunlu hallerde” denilmek suretiyle ek koşul getirilmiştir. Bu nedenle de ‘uzatma süresi daha sıkı şartlara bağlanmıştır. Burada üzerinde durulması gereken husus, uzatma süresine zorunluluk bulundukça başvurulması ve temel tutukluluk süresi dolduktan sonra verilecek uzatma kararlarında gösterilecek gerekçenin ilk tutuklama kararından daha kuvvetli suç şüphesinin ve suçun işlendiği şüphesinin bulunduğunun ortaya konulması yönünden daha açıklayıcı nedenlere ve bu nedenleri haklı gösteren farklı hukuki gerekçelere dayanılmasını gerekli kılmaktadır. Buradan çıkarılacak sonuç ise, her dava dosyası ve olayın özelliği nazara alınmakla birlikte, beş yıllık azami tutukluluk süresinin mutlak uygulanmasının beklenmeyeceğidir. Dolayısıyla uzatma süreleri de dahil olmak üzere, tutukluluk süreleri Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde bir yıl altı ay, Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde ise beş yılı aşamayacak, bu süre dolduğunda, yargılama makamları başkaca hiçbir değerlendirme yapmadan tutukluluğa son vereceklerdir. Bu kapsamda 102. maddedeki sürelerin dolması halinde artık bir tutuklama yasağı söz konusu olacağından, yargılama makamlarınca tutuklama kararı verilemeyeceği gibi tutukluluğun devamına da karar verilemeyecektir. Ayrıca Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçlarda toplam tutukluluk süresinin mutlak olarak beş yıl kabul edilmesi halinde gerek kanuni düzenleme ve uygulama gerekse AİHM’nin kararları birlikte gözetildiğinde ülkemizin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlali sonucunu doğuracağı da açıktır. Aynı bağlamda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5 maddesindeki “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” şeklindeki düzenleme uyarınca uluslararası antlaşmaların hükümleri ile iç hukukun çatışması ve antlaşma hükmünün lehe olması halinde iç hukuk kuralı uygulanamayacaktır.

İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (AİHS): Madde 5- (1.) Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz.(…)

Bir suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulu durumda bulundurulması; (…) (3.) Bu maddenin l. (c) fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.” Son (5) fıkrada da, “Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış bir yakalama ve tutulu kalma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı vardır.” hükmüne yer verilmiş,

Anayasanın 19. maddesinde de sözleşme hükmüne benzer şekilde; herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir. Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir, hükmüne yer verilmek suretiyle kişi özgürlüğünün sınırlanması açısından aynı koruma ve güvence sağlanmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinde ise “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir, hükmü ile makul sürede hakkaniyete uygun yargılama ilkesine yer verilmiş, adil yargılanma hakkının kapsam ve amacı, davada taraf olanların, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle, uğrayacakları maddi ve manevi elem ve sıkıntılardan korunmaları ile adaletin etkin şekilde sağlanması ve hukuka olan inanç ve güvenin korunmasıdır. Yine Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasına göre: ”Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrasında: Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargıya bir görev olarak yüklenmiştir. Makul süre incelemesinde yapılan yargılamaya ilişkin maddi vakıalar ve ispat araçları veya uygulanacak hukuk kurallarının karmaşık olması; tarafların yargılama sürecindeki tutumları, yargılama sürecinin uzamasındaki etkileri ve haklarını kullanırken gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı makamları yanında dava süreciyle ilgili kamu otoritesi kullanan tüm devlet organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilip gösterilmediği; somut olayda davacı için hukuki korumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Somut olayda tazminat isteminin haklı olup olmadığı irdelemesini yapacak olan mahkemenin temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunup bulunmadığının tespitidir. Konuya ilişkin AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin yargılama süresinin makul olup olmadığını her olayın kendine özgü koşullarını ve özellikle davanın karmaşık olup olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem ve eğer söz konusu yargılama bir ceza yargılaması ise başvurucunun tutuklu olup olmadığı gibi ölçütleri dikkate alarak değerlendirdiğini kararlarında belirtmektedirler.

Aynı şekilde tutuklamanın uzun sürmesi nedeniyle açılacak tazminat davalarında dayanak mahkeme kararının kesinleşmesi beklenmeyeceği gibi, davacının beraat etmesi koşulunun aranmayacağı da dikkate alınarak bu çerçevede, dosya kapsamı itibariyle 02.10.2009 tarihinde tutuklanan ve dosyaya fotokopisi sunulan ve dosya içerisine alınan bir kısım kararlara göre tutukluluk hali farklı tarihlerde uzatılan sanık (davacı) hakkında 5271 sayılı CMK’nın 141/l-a-d maddeleri gereğince uzun süre tutukluluk halinin sürdürülmesi gerekçelerinin, makul sürede hakkında karar verilip verilmediğinin ve dolayısıyla davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi açısından, hakkındaki soruşturma ve kovuşturma kapsamı incelenerek, soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesinin nedenlerinin incelenmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, tazminat talebinin dayanağı olan ceza dava dosyasının celp edilip soruşturma ve kovuşturma kapsamı ayrıntılı olarak incelenip bu hususa ilişkin ayrıntılı dosya inceleme tutanağı da düzenlenerek, özellikle davacı (sanık) hakkında düzenlenmiş olan yakalama, gözaltı ve ifade tutanakları, tutuklama kararı, tüm tutuklama inceleme tutanakları, tutuklama ve tahliye müzekkereleri ile iddianameler başta olmak üzere ilgili bütün karar, tutanak ve belgelerin eksiksiz ve Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde aslı ya da onaylı örnekleri de dosya içine alınarak yargılamaya konu olayın, savcılık ve mahkemece yapılan işlemlerin kapsamı ve niteliği ile soruşturma aşamasından itibaren yargılama süreci boyunca geçirilen tüm safhalar belirlenip göz önünde bulundurularak, davacının taleplerinin incelenmesi ve yukarıda bahsedilen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 19/son maddesi “Hürriyeti kısıtlanan kişilerin en kısa zamanda bırakılmasının” sağlanmasını öngördüğü gibi yine Anayasa’nın 90/son maddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalardan olan ve uygulama önceliği olan, İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/3. maddesindeki “Yakalanan veya tutuk durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır” düzenlemeleri ile birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1-d maddesine göre, “Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen” kişilere de tazminat verilmesini öngördüğünden, somut olayda beş yıllık azami tutukluluk süresinin dolup dolmadığı da nazara alınarak tutukluluğun yasal dayanağının kalıp kalmadığı irdelenerek, tutukluluk hali ve yargılama süreci yönünden makul sürenin aşıldığı iddiasının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup,

Blog Yazılarımız: Gözaltı Nedir? Gözaltı Halinde Ne Yapılması Gerekir?